Kayıt ol

Kısıtlı Erişim: muhabbetim.org'u tam ve reklamsız kullanabilmek için üye olmalısın !
Kullanıcı avatarı
Aktif Üye
Aktif Üye
İleti: 2613
Kayıt: 10 Ağu 2009, 00:41
Konum: Ŀỉfé ỉδ ηo† ά qάmé
Burç:
BoÄŸa

Çagdas Müzik Akımları

Okunmamış iletiTarih: 19 Mar 2010, 21:58
 

Çagdas Müzik Akimlari:
1. Deneyler Çagi – Izlenimcilik – Anlatimcilik – Caz Müzigi – Yeni Klasikçilik – Elektronik Müzik: Bu akimlarin özellikleri ve bestecileri.
2. Charles IVES ve Amerikan Müzigi.
3. Çeyrek ve altida bir müzik sistemi ve Alois Haba.
4. Türlü Ülkelerde Çagdas Müzik Akimlari.

Mizragin ucu

Ilhan Usmanbas’i düsündüm bugün.
Kendisini çok az tanirim, ama müzigini iyi bilirim. Mütevazi bir insandir. Anlatmaya çalisalim...
Büyük bir besteci Ilhan Usmanbas. (Bunu söyleme cüretini gösteriyorsam, inanin, hakikaten öyle oldugu içindir.) Sadece dünyadaki "Çagdas Müzik Hareketi"nin Türkiye temsilciligini yapmis oldugu için degil, zaman zaman, o hareketin de önünde gidebildigi için büyüktür.
Hep, "Ben Avrupa’daki çagdas müzik hareketlerinin uzaktan bir takipçisiyim" demistir. Dogru degil. Öncülerindendir!
Ama kim kime dum duma!
Kaç kisinin haberi var ki Avrupa’daki çagdas müzik hareketlerinden?
1940’lardan 80’lerin basina kadar süren "Avangardizmöden?
Ligeti? Penderecki? Henze?
Berio? Cage? Stockhausen?
Kurtag? Takemitsu?
***
Türkeyi’deki -sadece çok çok küçük bir azinligin sevdalisi oldugu- "Çagdas Müzik" meselelerinde, bir "mizragin ucu" gibi önde gitti Usmanbas.
Mütevazilik anlasilan pek deger görmüyor... Ne kadar aci degil mi?
Bir bestecinin eserleri çalinmazsa, tartisilmazsa, halka anlatilmazsa, basina ve televizyona çikartilmazsa geriye ne kalir?
Üstelik Usmanbas dahiyane bir besteci... Büyük bir besteci...
***
Düsündüm bugün...
Kimbilir 1950’lerde -daha ögrenciyken- neler ümit ediyordu? 60’larda? 70’lerde? 80’lerde? Ya simdi?
Ne düsünüyor acaba?
Ne aradi, ne buldu?
1950’lerde hayal ettigi 2000 Türkiye’sindeki müzik durumu nasildi?
Bir ömür geçti aradan, peki simdi 2050’yi nasil görüyor acaba?
Dünyada da "epey hasar gören" çagdas müzik hareketinin gelecegi hakkinda ne düsünüyor?
***
Onlarca eseriyle ödüller aldi. Dünyanin her yerinde; Polonya’da, Almanya’da, ABD’de. Eserleri çalindi. Hem de en ciddi festivallerde, en ciddi orkestralar tarafindan! Bizim orkestralar da kirk yilin basi çalarlardi, seyirci bayilirdi bu müzige.
Sonra?
Sonrasi gelmiyor bu ülkede bir türlü. Sorun orada zaten...
***
Hocam Kamuran Gündemir çok severek çalardi Usmanbas eserlerini.
TRT için kaydettigi bir piyano eseri de vardir; "Ölümsüz Deniz Taslariydi..." Diyorum ya; dürüst insanlar bunlar.
Deniz kiyisinda yürürken, hayattan, tarihten, evrensellikten ve de sanattan bahsederken böyle bir "Baslik" dogabiliyor... Ne güzel: "Ölümsüz Deniz Taslariydi..."
Kendimi de bir yanda suçlu buluyorum. Ben de konserlerimde çalmadim Usmanbas’i. Ama görevimdir.
***
Müzik dedigimiz sey, bir bakima "tini söylevi"dir. Besteci tinilari yoguran adamdir. Usmanbas tini olayini sihirbaz gibi isleyebilen bir duyusa sahip. Beni düsüncelere iten, bu yaziyi yazdirtan sebep de bu zaten. Eserleri nefis tinliyor. Enteresan buluslari var. Özellikle oda müzigi tarzi eserlerinde...
Bazi sesler kulakla duyulmaz, hissedilir. Hissedilen bir seyin de bangir bangir bagirmasina gerek yoktur zaten. Sessizlikleri besteleyebilmek önemli bir ayrintidir. Ne diyelim?
Anlayan anlamistir ne dedigimizi...



"Kimse kendi ülkesinde peygamber degildir"

Fazil Say’in "Mizragin Ucu" baslikli bu haftaki köse yazisinda sordugu ve cevabini merak ettigi sorulari, Ilhan Usmanbas cevapladi

ILHAN USMANBAS

"Kaç kisinin haberi var Avrupa’daki çagdas müzik hareketinden?"
Tabii bu noktada öyle. Bugünlerde bir anda dünyayla iliski kurabiliyorsunuz ama kendinizi gelistirmek için gereken seyler yakininizdaki insanlarin giriskenligine bagli. Eger baska yerlerde olsaydik -mesela Ilhan Mimaroglu ve Bülent Arel’in disarida plaklari çikti, konserler verdiler, hocalik yaptilar- her çagdas besteci gibi çagin umut ve umutsuzluklarini yasardik. Sanatçilar her yerde dünya vatandasi gibi davranirlar, kendi çevrelerinden destek alamadiklarinda baska ülkelere gider, orada çalisirlar. Bakin Ispanyol ressamlara hepsi Paris’te çalisti. Hollandali ressamlar Amerika’ya gittiler. Kimse zaten kendi ülkesinden çok bir sey beklemedi. Fransiz Pierre Boulez’in yaptigi gibi ya Ingiltere’ye ya Amerika’ya gitti. Ama sonunda Fransa "Aa, bizim bir Boulez’miz var" deyince ülkesine döndü. Kimse kendi ülkesinde peygamber degildir.

"Bir bestecinin eserleri çalinmazsa, tartisilmazsa, halka anlatilmazsa, basina, televizyona çikartilmazsa geriye ne kalir?"
Küçük çevrelerimizin, çaldiklarimizi ciddi sekilde anlamasi, kavramasi bir sanatçinin gelismesinde çok faydali. Dogru elestiri, bestecinin fikrini degistirebiliyor.Yillar önce birbirlerini anlamayan hatta reddeden bestecilerin hayatlarini ögreniyoruz. Bütün o savas ne için ki? Biz yüzyillar sonra, onlari ayni kefeye, yüksek bir konuma getiriyoruz.

"Kim bilir 1950’lerde daha ögrenciyken ne ümit ediyordu?"
Aslinda konuyu "ümitöle almamak lazim. Saniyorum ben de, Bülent Arel, Nevit Kodalli gibi bizim kusaktan arkadaslarim da bir seyler yapmayi, dünyaya bir seyler getirmeyi düsünüyorduk. Iliskilerimiz pek fazla gelismedigi için umutlarimiz da gelismemisti. Ben 1958’de, Arel de 1959’da Amerika’ya gittik. Nevit Kodalli, Van Gogh Operasi’ni yazdi, oynandi. Bütün bunlar bizim kusagimizin belli bir yere gelebilecegini gösteriyordu zaten. Hatta öyle ki Bülent Arel Amerika’ya gittigi zaman orada Yale Üniversitesi’nin elektronik merkezini kurdu. Düsünebiliyor musunuz? O zaman hiç planlamadan, hemen yüzmeye baslamistik.

"1960’larda? 70’lerde? 80’lerde?"
Bu arada hocaliklar var. Hocalikta bildiklerinizi ögretiyor, gençlerle karsilikli fikir alisverisinde bulunuyorsunuz. Giderek bizim de iliskilerimiz dünyayla bire bir olmaya basladi. Tabii ülkemiz çagdas müzikte bekledigimiz kadar gelisemedi. Ama fazla çalinmamis olmamiz bazi atilimlarimizi desteklemis olabilir. Çünkü neredeyse elestirisiz bir özgürlüge kavusmus olduk.

"Ya simdi? Ne düsünüyor acaba? Ne aradi, ne buldu?"
Istedigim, yapabildigimin en iyisini yapmak. Küçük de olsa Türkiye’deki sanatçi çevresiyle, sairlerle ressamlarla kurdugum iliski benim için yeterli. Zaten çok gelismis bir ülkede bile yalnizca en yakinlarinizla düsünce alisverisinde bulunuyorsunuz ve bu sizi yasatmaya yetiyor.

"1950’lerde hayal ettigi 2000 Türkiye’sindeki müzik durumu nasildi?"
Sanirim bu Fazil Say’in karamsar bir sorusu. Iyimser olsa böyle bir sey sormazdi. Ama ben karamsarlik taraftari degilim. Herkes yarattigi bir seylerin etrafinda dolasiyor. Her gün yazdiklarimizdan süphe ediyoruz. Bunun sonu da gelmiyor. Fazil Say bunu hem besteci hem de icraci olarak çok daha iyi bilir. Bir konserinden sonra "Çok çok iyi çaldin Fazil" dedigimiz zaman "Ama surasini da böyle çaldim, burasi da kötü oldu, hiç memnun degilim" demisti.

"Bir ömür geçti arada , peki simdi 2050’yi nasil görüyor acaba?"
2050’de dünya hâlâ yerinde duruyorsa gene bir seyler olacaktir. Kendilerini avutmaya çalisan sanatçilar muhakkak olacak.

"Dünyada epeyce "hasar gören" çagdas müzik hareketinin gelecegi hakkinda ne düsünüyor?
Çagdas sanat her zaman olacak tabii ki. Ama gidecegi yönleri kestirmek mümkün degil. O yönleri bilseydik zaten o sanat çagdas olmazdi, gelecegin müzigi olmazdi. Yanilmiyorsam Fazil’in "hasar görme" dedigi modern sanatin büyük toplumla karsilikli iletisim içinde olmamasi... Ama dünyada hiçbir zaman bu sekilde olmadi. Yani sanatçinin iliskisi önce küçük çevresiyle olmustur ve orada kalmistir. Bugün en çok popüler olan eserlerin bile, sevilseler de büyük toplum tarafindan tamamen anlasilmis olabilecegine inanmiyorum.



      

Kayıt ol

Kısıtlı Erişim: muhabbetim.org'u tam ve reklamsız kullanabilmek için üye olmalısın !

Veya sohbete katıl www.muhabbetim.com/sohbet her zaman katıl!

DiÄŸer Konular

 


  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Gösterim
    Son ileti

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir